İlgili Yazılar
  • Şia Kime Denir?
    Şia Kime Denir?
    İslâm'ın ilk asırlarında ve imamların döneminde, Peygamber Ehlibeyti'nin sevgisini....
  • İslâmî Bilimlerde Şianın Rolü
    İslâmî Bilimlerde Şianın Rolü
    Bazı araştırmacılar İslamî bilimlerin Şiadan kaynaklandığı inancındadır, bu hususta epey eser de kaleme alınmış ...
  • İslâm’da Şia
    İslâm’da Şia
    Yirmi birinci yüzyılın inançlar asrı olacağı bugünden kesinleşmiş durumdadır. Son yıllarda toplumlar...
  • Nombre de visites :
  • 7039
  • 24/10/2007
  • Date :

                           ŞİA"NIN DİNÎ DÜŞÜNCESİ                                

şia

 

1- Dinî Düşüncenin Anlamı

Nasıl ki matematik alanında herhangi bir görüşü sonuçlayan, yahut bir matematiksel meseleyi halleden düşünceye matematiksel düşünce deniliyorsa, her dinin talimatında olan dinî bir meseleyi çözüp, sonuca ulaştıran araştırma ve düşünceye de dinî düşünce denilir.

2- İslâm"da Dinî Düşüncenin Temel Kaynağı

Dinî düşünce de, diğer düşünceler gibi öğelerinin ortaya çıktığı ve dayandığı bir kaynak ister kendine.

 Nitekim matematiksel bir meselenin çözümü için, matematik ilmine mahsus bir takım bilgilerden yararlanmak gerekir. Semavi İslâm dininin de (vahye dayandığı için) bir tek kaynağı, Kur"ân-ı Kerim"dir. Peygamber-i Ekrem"in süresiz ve umumi nübüvvetine kat"i ve kesin delil, Kur"ân-ı Kerim"dir. Onun ihtiva ettiği şeyler, İslâmî davettir. İleride değineceğimiz gibi, Kur"ân-ı Kerim"in tek kaynak oluşu, diğer sahih düşünce kaynaklarını ve delilleri itibarsız kılmaz.                                       

  3- Kur"ân"ın Dinî Düşünce İçin Gösterdiği Metotlar

  Kur"ân-ı Kerim, talimatında İslâm öğretilerini ve dinî maksatları düşünmek ve onlara varmak için izleyicilerine üç yol tanıtmıştır. Ve bunlar da, dinî zahirler, aklî delil ve ihlas ile kulluk ederek kazanılan manevî idraktir.

  Açıklama: Bizler Kur"ân-ı Kerim"in açıklamalarında Allah"ın (c.c) bütün halka hitap ederken, bazen sözüne delik getirmeden (Allah"lık ve hükümdarlığına dayanarak) tevhid, nübüvvet ve mead gibi itikadi konular ve namaz, oruç vb. ameli hükümler hakkında verdiği emirleri ve bir takım işlerden nehiylerini kabullenmemizi istemektedir. Eğer bu sözlü açıklamayı delil ve geçerli kılmasaydı, hiç bir surette halktan kabullenme ve itaat etme talebinde bu-lunmazdı. Öyleyse Kur"ân"ın böyle sade beyanatının, İslâmî maarifi düşünmede izlenilen bir yol olduğunu söylemek gerekir. Biz "Allah"a iman edin" ve "namazı ayakta tutun" gibi sözlü açıklamalara "dinî zahirler" adını veriyoruz.

  Diğer taraftan, Kur"ân"ın bir çok ayetlerde aklî delile kılavuzluk yaptığını, kainatta ve kendi nefislerinde olan ayetler ve deliller hakkında derin tefekküre davet ettiğini, kendisinin de hakikatleri ispatlamada serbest aklî kanıtlamadan yararlandığını apaçık görüyoruz. Gerçekten semavi kitaplardan hiç birisi Kur"ân-ı Kerim gibi kanıtlı marifeti ve ilmi insana hak tanımamıştır.

  Kur"ân-ı Kerim bu gibi açıklamalarıyla serbest burhanın, istidlalın ve aklî hüccetin geçerliliğini kesinleşmiş biliyor. Ayrı bir deyişle şöyle söyleyebiliriz; Kur"ân-ı Kerim, ilk önce İslâmî öğretilerin hak olduğunu kabul edin daha sonra aklî delillerle öğretileri elde ediniz diye buyurmamıştır. Aksine, kendisinin gerçek olduğuna tam manasıyla da-yanarak şöyle buyuruyor:

Aklî delil sonucu, maarifi elde edip sonra kabullenin. İslâmî davetten işittiklerinizi, duyduklarınızı sadık şahit olan varlık dünyasının yaratılışından araştırıp tasdik edin. Kısaca, ilk önce iman edip de sonra ona uygun olanı delil getirmeyin. İmanı ve tasdiki, delil sonucunda elde ediniz. Böylece felsefî düşüncenin bu konuda izlenilen yeterli bir yol olduğunu, Kur"ân-ı Kerim onaylamıştır.
kur

  Diğer bir taraftan da görüyoruz ki, Kur"ân-ı Kerim çekici açıklamalarıyla, hakiki maarifin, gerçek ilâhî marifetten ve tevhidden sonuçlandığını ve Allah"ı iyice tanımanın, ancak halk arasından kendisi için topladığı seçkin insanlara ait olduğunu aydınlatmıştır. Onlar halktan kopmuş ve her şeyi unutan kimselerdir. İhlas ve kulluk eserinde güçlerinin bütününü ulvi aleme yöneltmişler. Gözlerini Allah"ın nuruyla aydınlatmışlar. Bütün eşyaların hakikatini, yeryüzü ve gökyüzündeki kudret ve saltanatı görmüşlerdir. Çünkü bunlar kulluk ve ihlasla yakin merhalesine ermişler ve bu yakin sonucunda, gökte ve yeryüzündeki kudret ve saltanatı, tasarruf ve hikmeti, ahiretin ebedi yaşamı onlara keşf olunmuştur.

Aşağıdaki ayet-i kerimelere dikkat edilirse iddiamız açıkça aydınlanmış olacak:

1- Enbiya Suresi, 25. ayet:

"Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona: "Benden başka Tanrı yoktur, öyleyse bana kulluk edin!" diye vahyetmiş olmayalım."

Bu ayet-i kerimeden kulluk etmenin bütün dinlerde tevhide bağlı ve onun üzerine kurulu olduğu anlaşılıyor.

 2- Saffat Suresi, 159-160. ayetler: "Allah, onların nitelendirdiklerinden (münezzehtir) yücedir. Ancak Allah"ın temiz ve ihlaslı kulları hariç."

Nitelendirmek, düşünce üzerine kurulu ve onun fer"idir. Ayet-i kerimeden anlaşıldığına göre ancak ihlaslı ve temiz kılınan kullar müstesna diğerleri Allah"ı iyice ve gerektiği gibi tanımamışlardır ve Allah diğerlerinin vasıflandırmalarından yüce ve münezzehtir.

3- Kehf Suresi, 110. ayet: "De ki: "Ben de sizin gibi bir beşerim; yalnızca bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık iyi iş yapsın ve Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak etmesin."

Ayet-i kerimeden anlaşılan şudur ki, Allah"la buluşmak için tevhid ve iyi işlerde bulunmaktan başka yol yoktur.

 4- Hicr Suresi, 99. ayet: "Ve Rabbine kulluk et ki sana yâkin gelsin (kesin bilgiye eresin)!"

Bu ayetten, hakiki ve gerçek kulluğun neticede insanı yakine ulaştıracağı anlaşılıyor.

5- En"am Suresi, 75. ayet: "Böylece biz İbrahim"e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun."

Ayete göre yakinin gerektirdiği şeylerden biri de; göklerdeki ve yeryüzündeki kudret ve saltanatı, tasarruf ve hikmeti müşahede etmektir.

6- Muttaffifin Suresi, 19-21. ayet: "Hayır, iyilerin yazısı İlliyyindedir. İlliyyinin ne olduğunu sen nereden bileceksin? Yazılmış bir kitaptır. Allah"a yaklaştırılmış olanlar, ona şahit olurlar."

Bu ayetlerden anlaşılıyor ki, iyi kişilerin yazıları illiyyin (çok yüce) adlı bir kitaptadır. Onu ancak Allah"a yak-laştırılanlar görürler. Bunu da söyleyelim ki, "yeşhedu=ona şahit olurlar" kelimesinden bunun yazılı kitap olmadığı belki "kurb=yakın olma ve yüce alem" olduğu anlaşılıyor.

7- Tekasür Suresi, 5-6. ayetler: "Hayır, (gerçeği) kesin bilgi ile bilseydiniz; mutlaka cehennemi görürdünüz."

Ayetten, ilm-i yakini olan kimselerin, katı kalpli şahısların sonu olan cehennemi müşahede edeceği anlaşılıyor.

Buraya kadar ki açıklamalarımızdan şu husus aydınlığa kavuştu ki: İlâhî maarifi idrak etme yollarından biri, insanın nefsini tezkiye etmesi ve Allah"a kulluk etmede ihlaslı olmasıdır.


Caferî Mezhebi

ŞİA MEZHEBİNİ TANIYALIM

ŞİA MEZHEBİNDE TEMEL İNANÇLAR

ŞİA MEZHEBİNİN GEÇMİŞİ

EHLİBEYT ŞİASININ ÖZELLİKLERİ

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)