• Nombre de visites :
  • 1036
  • 8/12/2016
  • Date :

Sünnet-i Nebevi (3)


sünnet-i nebevi (3)
17- Cesareti
 
Hz. Ali’den (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
 
“Bedir Savaşı’nda biz (zora düştüğümüzde) Resulullah’a sığınıyorduk. O, düşmana hepimizden daha yakındı. Hazret o gün herkesten daha güçlü idi.”23
 
Enes bin Malik şöyle rivayet etmiştir :
 
“Resulullah (s.a.a), insanların en güzeli ve en cömerdi ve en cesuruydu. Bir gece Medine halkı bir ses işitti ve dehşete kapıldı. Halktan bir grup sesin geldiği yöne hareket etti. Peygamber onlardan daha önce sesin geldiği doğru harekete etmişti. Ebu Talha’nın çıplak atına binmiş, kılıcını da boynuna asmış olduğu bir hâlde geri dönüyor ve onlara şöyle buyuruyordu. Korkmanıza sebep olacak bir şey yok, korkmanıza sebep olacak bir şey yok.”24
 
18- Ümmetine Karşı Şefkati
 
Enes bin Malik şöyle diyor:
 
“Resulullah (s.a.a), ashaptan birini üç gün görmediğinde, onu sorup araştırırdı; eğer sefere gitmiş olsaydı, onun hakkında dua ederdi; hasta olduğunu öğrenirdiyse de, hemen onun ziyaretine giderdi.”25
 
İbn Abbas şöyle diyor:
 
“Resulullah (s.a.a) konuştuğunda veya ondan bir şey sorduklarında, iyice kavramaları için sözünü üç defa tekrarlardı.”26
 
Cerir bin Abdullah da şöyle diyor:
 
“Resulullah (s.a.a), evlerinden birine girdi. Derken o ev (ashapla) dolup taştı, ben de evin dışarısında oturdum. Resulullah (s.a.a) beni görünce, elbisesini büküp bana atarak: “Onun üzerinde otur.” buyurdu. Ben de onu yüzüme sürüp öptüm.”27
 
Selman-i Farisî de şöyle diyor:
 
“Bir gün Resulullah’ın (s.a.a) evine gittim. Hazret bir yastığa dayanmıştı, derken onu yaslanmam için bana atarak şöyle buyurdu: “Ya Selman! Kim bir Müslüman kardeşinin yanına gittiğinde, kardeşi ona ikramda bulunur ve rahat etmesi için ona yastık verirse, Allah Teala onun günahlarını bağışlar.” 28
 
Cabir bin Abdullah da şöyle diyor:
 
“Resulullah (s.a.a) yirmi bir savaşa katıldı. Ben o savaşlardan on dokuzuna bizzat kendim şahit oldum, ama ikisine katılamadım. Bazı savaşlarda Hazret’le beraberdim. Bir gece altımdaki devem çöktü, artık hareket etmedi. Resulullah (s.a.a) insanların en arkasında hareket ediyordu. Güçsüz insanları arkasına bindirip onlar için dua ediyordu. Bana yetiştiğinde, benim ah vah ettiğimi görünce: ‘Bu adam kimdir?’ diye sordu. Ben: ‘Anam babam sana feda olsun ya Resulellah, ben Cabir bin Abdullah’ım.’ dedim. ‘Ne olmuş?’ diye sordu. ‘Devem yorulmuştur, artık hareket etmiyor.’ dedim. Resulullah (s.a.a): ‘Asan var mı?’ diye sordu. ‘Evet, vardır.’ dedim. Hazret o asayla deveyi kaldırdı, onu sürdü ve daha sonra onu yatırıp: ‘Bin.’ dedi. Ben de ona binip o deveyle hareket ettim; öyle ki benim devem diğerlerinden öne geçiyordu. O gece Resulullah (s.a.a) yirmi beş defa bana mağfiret diledi. Daha sonra: “Baban Abdullah’ın ne kadar evladı vardır, acaba borcu da var mıdır?” diye sordu...”29
 
19- Oturuşu
 
İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
 
“Resulullah (s.a.a) oturduğunda genellikle kıbleye doğru otururdu.”30
 
Bir gün adamın birisi camiye girdi, Resulullah (s.a.a) ise yalnız oturmuştu. Hazret o adam için yer açtı (veya kendisini toparladı). O adam Resulullah’ın bu hareketini görünce: “Ya Resulullah! Yer geniştir.” dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:
 
“Müslümanın, Müslüman kardeşinin üzerindeki olan hakkı, onun kendi yanında oturmak istediğini gördüğünde onun için yer açmasıdır (veya kendisini toparlamasıdır).”31
 
20- Yemek Yiyişi
 
Mevalidu’s-Sadikayn kitabında şöyle yazılmıştır:
 
Resulullah (s.a.a) yemek yerken ailesi ve hizmetçisiyle birlikte yiyordu; onu davet eden bir kimseyle yemek yediğinde de onların yediğinden yiyordu. Bir misafir geldiğinde de misafiriyle birlikte yemek yiyordu. Önüne sofra açıldığında da şöyle diyordu: “Bismillah, Allahumme-c’alha ni’meten meşkureh, tesilu biha ni’mete’l-cenneh. (Allah’ın adıyla, Allah’ım onu (o yemeği) şükredilmiş nimet kıl ve bizi onunla cennet nimetine kavuştur.)”
 
Yine yemek yediğinde kendi önünden yerdi, namaz kılanın namazda oturduğu gibi dizlerini ve ayaklarını toparlayarak otururdu; fakat bir dizi diğerinden yüksekte idi. Şöyle buyuruyordu: “Ben kullar gibi yemek yiyorum ve onlar gibi oturuyorum.”
 
Sıcak yemek yemezdi, soğuduktan sonra yerdi ve şöyle buyuruyordu: “Allah Teala bize sıcak yiyecek vermemiştir, sıcak yemeğin bereketi yoktur. Öyleyse onu soğutun.”
 
Resulullah (s.a.a) üç parmakla yemek yerdi; kendi önündekinden yerdi, başkalarının önündekilerden yemezdi; sağ eliyle yerdi, yemeklerden etli yemeği daha çok severdi ve “Et duyu ve görü gücünü artırır; et, dünya ve ahirette yiyeceklerin en üstünüdür.” buyuruyordu.
 
Kabağı da severdi; “Kabak, kardeşim Yunus’un ağacıdır.” diyordu. Ama sarımsak ve soğan yemezdi. Karpuz ve özellikle et yediği zaman ellerini güzel bir şekilde yıkardı, sonra elindeki kalan suyu yüzüne sürerdi. Mümkün olduğu kadar yalnız yemek yemezdi. Bir gün ashaba:“Sizin en kötü olanınızı size bildireyim mi?” diye sordu. Ashap: “Evet.” dediklerinde şöyle buyurdu: “Sizin en kötünüz; yalnız yemek yiyen, kölesini döven ve yardımını esirgeyendir.” 32
 
21- Su İçişi
 
Resulullah (s.a.a) su içmek istediğinde: “Bismillah” derdi, suyu yudum-yudum içerdi, bir iki yudum içtikten sonra durup Allah’a hamd ederdi. Her su içmesinde üç defa “Bismillah”, üç defa da “Elhamdülillah” derdi. Suyu emerek içerdi, bir solukta içmezdi. Bir şey içtiğinde solumaz, solumak istediğinde kabı ağzından uzaklaştırırdı, sonra nefes alıp verirdi. Avucuyla da su içerdi ve “Avuçtan daha güzel kap yoktur.” buyururdu.
 
Bir gün Allah Resulü’ne bir kap süt ve balla karıştırılmış şerbet getirildi. Allah Resulü onu içmekten sakındı ve şöyle buyurdu: “Ben bunun içilmesini haram etmiyorum, ama ben böbürlenmek ve yarın kıyamet günü dünyanın fazlalıkları sebebiyle hesaba çekilmek istemiyorum. Ben mütevazı olmayı seviyorum. Zira her kim Allah için mütevazı olursa, Allah onu yüceltir.” 33
 
22- Güzel Koku Sürmesi
 
Resulullah (s.a.a) kendisine misk ve amber sürerdi; öyle ki onun yağı başında parlıyordu. Karanlık gecede kendisi görülmeden kokuyla tanınırdı; “Bu, Peygamber’dir.” diyorlardı.
 
İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
 
“Resulullah (s.a.a), yemeğe harcadığından daha çok güzel kokuya harcardı.” 34
 
İmam Muhammed Bâkır (a.s) da buyurmuştur ki:
 
“Resulullah (s.a.a) kendisine sunulan her güzel kokuyu kullanır ve şöyle buyururdu: Onun kokusu güzel, taşıması kolaydır. Benim lezzetim... güzel kokudadır; güzümün ışığı ise namaz ve oruçtadır.”35
 
23- Aynaya Bakması
 
Resulullah (s.a.a), aynaya bakarak saçını tarayıp düzeltirdi, bazen de suya bakarak bu işi yapardı. Ailesine süslenmekten daha çok ashabı için kendisine çeki-düzen verirdi. Bir gün Aişe Resulullah’ın (s.a.a) kovadaki suya bakarak saçını tarayıp düzelttiğini görünce, şöyle dedi: “Babam anam sana feda olsun ya Resulullah! Kovadaki suya bakıp da saçını mı tarayıp düzeltiyorsun? Oysa sen peygamber ve yaratıkların en üstünüsün?” Resulullah (s.a.a) cevabında şöyle buyurdu:
 
“Allah-u Teala, kulunun, kardeşlerinin yanına gittiğinde onlar için hazırlanıp süslenmesini seviyor.”36
 
24- Elbise Giyişi
 
Resulullah (s.a.a) yeni bir elbise giydiğinde Allah’a hamd ederdi, çıkardığında ise önce sol kolundan çıkarırdı. Daha sonra bir fakiri çağırarak eski elbiselerini ona verirdi. Resulullah’ın (s.a.a) iki elbisesi vardı; biri cuma gününe mahsustu, diğeri ise başka günler içindi. Resulullah’ın (s.a.a) bir bezi ve bir de mendili vardı, abdestten sonra o mendille yüzünü kurulardı. Mendil olmadığında ise üzerindeki ridasının (abasının) bir tarafıyla bu işi yapardı.37
 
Bazı hadislerde ise abdestten sonra yüz ve ellerin havlu veya mendille kurulanmamasının müstahap olduğu zikredilmiştir. Hatta İmam Cafer Sadık’tan (a.s) nakledilen hadise göre böyle bir abdesttin sevabının diğerine nispet otuz kat daha fazla olduğu da vurgulanmıştır. Ama Ayetullah Hameneî gibi bazı müçtehitlerin fetvasınca; abdestten sonra el ve yüzlerin, insanın kendisine mahsus olan havlu veya mendille kurulamasının hiçbir sakıncası yoktur.
 
25- Davranışı
 
İmam Cafer Sadık (a.s):
 
“Bir gün bir Yahudi, Resulullah’ın (s.a.a) yanına gelerek “Selamun aleykum”yerine “Sam’un aleykum” (Ölüm size) dedi. Aişe de Resulullah’ın yanında idi. Resulullah (s.a.a) ise ona “Aleyke” (Sana) diye cevap verdi. Daha sonra başka birisi gelip aynı sözü söyledi. Resulullah (s.a.a) de onun arkadaşına verdiği cevabın aynısını ona da verdi. Daha sonra başka birisi geldi, o da aynı sözü dedi ve arkadaşlarına verilen cevabı aldı. Bu sırada Aişe sinirlenip şöyle dedi: “Ölüm, gazap ve lanet size olsun ey Yahudi topluluğu, ey maymun ve domuzun kardeşleri!”
 
Resulullah (s.a.a) Aişe’ye şöyle buyurdu: “Ya Aişe! Eğer sövmek tecessüm etseydi, kötü tecessüm ederdi; yumuşaklık neye bırakıldıysa onu süsledi ve onun makamını yüceltti.”
 
Aişe: “Ya Resulullah! Onların: ‘es-Samu aleykum (Ölüm size!)’ dediğini duymadınız mı?” dediğinde de Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: “Evet duydum, ama onlara verdiğim cevabı sen duymadın mı? ‘Aleykum (Size)’ diye cevap verdim. Eğer bir Müslüman size selam verirse ‘es-selamu aleykum’ diye cevabını verin; ama eğer bir kâfir selam verirse sadece ‘aleykum’ söyleyin.” 38
 
Devamı var...

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)