• Nombre de visites :
  • 827
  • 7/10/2016
  • Date :

Kıyamın Sebepleri Ve Etkenleri (2)
 

kıyamın sebepleri ve etkenleri (2)

İmam'ı Zillete Boyun Eğmeye ve Pazarlık Yapmaya Zorlama Girişimleri
 
İmam Hüseyin (a.s), yüce Allah'ın yüksek erdemlerle ve üstün değerlerle şekillendirdiği bir ruha sahipti. Kişiliğinin en temel özelliği izzet, onur ve zillete boyun eğmezlikti. Karşı tarafta ise, Yezid'in şer kişiliği ile arkadaşlarının habis kişilikleri alçaldıkça alçalmış, İmam Hüseyin'den (a.s), bozuk ve bozguncu bir yönetimin altında zelil olarak yaşamasını istiyorlardı. İmam şöyle haykırdı:
 
"Bilesiniz ki, nesebi belirsizin oğlu olan nesebi belirsiz adam, beni iki şeyin ortasında bırakmış: Kılıç ve zillet. Zillet bizden ne kadar uzaktır! Allah, Resulü ve müminler bizim zilleti benimsememizi istemezler. Temiz soylar, tertemiz haneler, şerefli kişiler, izzetli nefisler, alçaklara itaat etmeyi onurlu bir savaşa asla tercih etmezler ٦"
 
Başka bir yerde de şöyle demişti:
 
"Bana göre, ölüm mutluluktur; zalimlerle beraber yaşamaksa alçaklıktır."
 
Bu görkemli tavrıyla İmam Hüseyin (a.s), semavî değerleri benimseyen, onlara bağlanan ve onları savunan insanlar için güzel bir örnek olarak zillete boyun eğmezlik geleneğini başlattı ve bu temel kaideden hareketle bozuk realiteyi değiştirmeye çalıştı.
 
Emevîlerin Hain Niyetleri ve Hüseyin'i Öldürmeye Yönelik Planları
 
Siyaset sahnesinde meydana gelen olayları, ümmetin yaşadığı soysal değişimleri en ince ayrıntısına kadar kavrayan biri olarak İmam Hüseyin (a.s), Emevîlerin İslâm'a yönelik haince niyetlerini ve kadim kinlerini biliyordu, bu gerçeğin farkındaydı. İslâm davetinin başladığı ilk yıllarda yaşananlardan haberdardı.
 
Sonra Muaviye'nin İmam Ali'ye (a.s) karşı sergilediği tutumu gözlemlemiş, İmam Ali'den (a.s) sonra İmam Hasan'a (a.s) karşı tavrını da görmüştü. İmam Hüseyin (a.s) Emevîlerle barış yapsa bile, kendisini rahat bırakmayacaklarını, fırsatını bulduklarında kendisini öldürmekten kaçınmayacaklarını kesin olarak biliyordu. Çünkü Hüseyin (a.s) nübüvvetin mirasçısıydı ve İslâmî hareketi gerçek metoduna uygun ve doğru yolunda yürüten sorumlu şahsiyeti temsil ediyordu.
 
Yezid, içindeki kötülük dürtüsünü gizleyemiyordu. Rivayete göre, şu edepsiz ve küstah sözleri sarf etmekten çekinmemişti:
 
- Öcümü almazsam, değilim ben Handef'ten
 
- Yaptıklarının karşılığı olarak Ahmed'in soyundan.
 
Nitekim İmam Hüseyin (a.s), Ümeyyeoğulları'nın kendisini hiçbir durumda rahat bırakmayacaklarını ilân etmişti. Kardeşi Muhammed b. Hanefiye'ye şöyle demişti:
 
"Yılan deliğine girsem bile, beni oradan çıkarıp öldüreceklerdir."
 
Cafer b. Süleyman ez-Zab'î'ye de şöyle demişti:
 
"Allah'a yemin ederim, şu et parçasını (kalbimi) çıkarmadıkça beni rahat bırakmayacaklardır."
 
İmam (a.s), hain eller kendisini öldürüp tasfiye etmeden önce harekete geçip kıyamı başlatmak üzere erkenden Mekke'den ayrıldı. Çünkü ümmete karşı yükümlülüğünü yerine getirmeden öldürülmeyi istemiyordu.
 
Emevîlerin hainliklerini sergilemek için kullanabilecekleri herhangi bir fırsatın ellerine geçmemesi için var gücüyle çalıştı. Çünkü hain bir teröre kurban gitmesi hâlinde, bizzat Emevîlerin nübüvvet hanedanı Ehlibeyt'in savunucuları olarak ortaya çıkacaklarını biliyordu.
 
Zulmün Yayılması, Güvenliğin Yok Olması
 
Emevî yönetimi, zulüm, baskı ve düşmanlık esasına dayanıyordu. Muaviye ve çetesi, İslâm ümmetinin içinde bir güç odağı olarak belirginleştiği günden beri, Müslümanların halifesine baş kaldırmış, Resulullah'tan sonra ümmetin imamına isyan etmiş biri olarak belirginleşmişti. Ümmeti felâkete götürecek yoğunlukta zulümler işlemiş, çok kanlar akıtmıştı.
 
Yönetimi bütünüyle eline geçirdikten sonra da halktan en karaktersiz insanları iş başına getirmişti. Hatta henüz yönetimi ele geçirmediği günlerde bile, onun taraftarları etrafa korku salıyor, insanları öldürüyorlardı. Nitekim insanlar Ziyad b. Ebih'in valiliği için şöyle diyorlardı: "Said öldü, bari Sa'd'ı kurtar!"(6) Bununla, İslâm ülkesinin her tarafında can güvenliğinin yok olduğunu anlatmak istiyorlardı.
 
Öte yandan Emevî yönetimi, kabilecilik yaparak, başkalarına karşı üstünlük taslayarak ümmetin büyük bir kısmını oluşturan kabile ve kavimlere karşı ırkçı bir politika izliyordu.(7)
 
Muaviye tarafından yürürlüğe konulan ve Yezid tarafından da sürdürülen Müslümanlara yönelik türlü işkenceler ve sürgünler büyük bir hızla devam ediyordu. Özellikle Ehlibeyt'e (a.s) yakın olduğu bilinen kimselere karşı dayanılmaz bir baskı politikası izleniyordu.(8)
 
Muaviye, hakka karşı tam bir küstahlıkla ve İslâmî değerlerle alay edercesine Hüseyin'e (a.s) şöyle diyordu:
 
"Ey Ebu Abdullah! Biliyorsun ki, babanın Şiasının tümünü öldürdük, onları teçhiz ettik, kefenledik, namazlarını kıldık ve gömdük."(9)
 
Bunca zulüm karşısında İmam Hüseyin (a.s) eli bağlı duramazdı. Önce Muaviye'ye karşı teorik kanıtlarını ortaya koydu, sonra oğluna karşı da fiilî isyanı başlattı. Çünkü bu aşamadan sonra ümmetin bu korkunç zulümden kurtulması için öğüt ve teorik kanıtların bir faydası olmayacaktı.
 
İslâmî Değerlerin Çarpıtılması ve Ehlibeyt'in Adının Unutturulması
 
Emevî yönetimi, İslâm risaletinin sahih görüntüsünü bozmak ve Müslüman toplumun yapısını değiştirmek için yoğun bir çaba içine girdi. Müslümanlar arasında tefrika çıkardılar. Araplarla Arap olmayanları ayırdılar, bölücülük yaptılar. Kabileler arası kan davalarını yeniden canlandırdılar. Emevî yönetiminin çıkarlarına uygun olarak kabilenin birini yönetimde etkin kılarken, bir diğerini dışlayarak aralarına düşmanlık tohumlarını ektiler.
 
Öte yandan fırsatçı, çift kişilikli, eğlenceye düşkün karakterlerin yaygınlaşmasında para büyük bir rol oynuyordu.(10)
 
İslâmî akidenin, inanç sisteminin kökleşmesi, İslâmî risaletin mesajının korunması hususunda Ehlibeyt (a.s) hayatî bir rol oynadığı için, Muaviye'nin iktidarı ele geçirmesinden sonra Emevîler, sistematik bir şekilde Ehlibeyt'in (a.s) adının unutulması için yoğun bir çaba içine girdiler.
 
Bu çaba, Muaviye'nin yönetiminin son dönemlerinde ve Yezid'i yerine veliaht tayin etmesiyle birlikte doruk noktasına ulaştı.(11)
 
Allah ve Resulü'nün Emrine İcabet Etmesi
 
İslâm risaleti gibi üstün bir inanç sistemini barındıran ve bütün risaletlerin son halkasını oluşturan bir dini, onun büyük önderi ve yüce tebliğcisi, yani masum olan ve göğün desteğiyle hareket eden Hz.
 
 
Peygamber (s.a.a) plânsız, programsız ve öndersiz bırakamazdı. Bu önder, o dinin işlerini yürütecek, sözleri ve davranışlarıyla onu yaşatacak, belirlenen hedeflerine doğru ilerlemesi için çalışacaktı. Bu hususta dirayeti ve dinin hükümlerine ilişkin kapsamlı bilgisinden yardım alacaktı. Allah'ın sözünün en yüce olması, yaşaması ve kalıcılığını koruması için en değerli varlığını feda etmekten çekinmeyecekti. Nitekim Hz. Peygamber'in (s.a.a) ve Ehlibeyt'inin hayatlarını inceleyenler, Resulullah'ın (s.a.a) Ehlibeyt'inden olan Masum İmamlar'ın (a.s) oynadıkları rollerin birbiriyle bağlantılı bir tekâmül sürecini izlediğini ve bütün aşamalarda onların, mutlak manada Allah ve Resulü'nün emrine teslim olduklarını net bir şekilde görebilirler.
 
İmam Hüseyin (a.s), Irak'a gitmemesi için kendisini u-yaran dostlarına karşı bu gerçeği dile getirmişti:
 
"Resulullah (s.a.a) bana bir emir verdi ve ben bu emri yerine getiriyorum."
Ehlıbeyt Alimleri
_________
1- Tarihu't-Taberî, 4/304; el-Kâmil Fi't-Tarih, 3/280
2- A'yanu'ş-Şia, 1/603
3- bk. el-İmame ve's-Siyase, 1/284
4- Süleym b. Kays'ın kitabı, s.166
5- Şerh-u Nehci'l-Belâğa, 4/327
6- Tarihu't-Taberî, 6/77; Tarih-u İbn Asakir, 3/222; el-İstiab, 1/60; Tarih-u İbn Kesir, 7/319
7- el-İkdu'l-Ferid, 2/258; Tabakat-u İbn Sa'd, 6/175; Nihayetu'l-İ-rab, 6/86
8- Şerh-u Nehci'l-Belâğa, 11/44; Tarihu't-Taberî, 4/198
9- Tarihu'l-Yakubî, 2/206
10- Tarihu't-Taberî, 8/288; el-Eğani 4/120
11- Nehcu'l-Belâğa, 3/595, 4/61, 11/44


 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)