• Nombre de visites :
  • 610
  • 8/6/2016
  • Date :

İmam Hüseyin'in Ahlâkı ve Tavırları
imam hüseyin


Hamd Allah'a mahsustur. Öyle bir zattır ki, O'nun hükmünü geri çeviren, verdiğini engelleyen olmaz.
İmam Hüseyin'in (a.s) yüce Rabbine ibadet ve dini mübini İslâm'ın prensip ve ahkâmını insanlara öğretip yaşatmakla geçen 56 yıllık hayatı dikkatle incelendiğinde, bu örnek insanın, ceddi Resulullah'ın (s.a.a) dininin ihyasından başka gaye taşımadığı ve ömrünü, bizlerin idrakinden dahi aciz kalacağı çok üstün ve derin manalara vakfettiği anlaşılacaktır.
 
 Tevazuu

İmam Hüseyin'in (a.s) yaşadığı toplumda bunca sevilip sayılmasının en önemli nedeni, onun tam anlamıyla bir halk insanı olması ve her kesimden insanla iç içe ve samimî yaşayabilmesiydi. İnsanları dışlamazdı, fevkalade sosyal bir insandı, toplumun atan kalbiyle uyumlu bir gidişatı vardı. O da herkes gibi içinde yaşadığı toplumun iyi ve kötü günlerinde toplumla birlikteydi. Yüce Allah'a beslediği sarsılmaz iman ve ihlâsı, onu toplumuyla özdeşleştirmiş, toplumunun insanlarının dert ortağı olmasını sağlamış, bu da herkesçe sevilip sayılmasına yol açmıştı. Yoksa ne göz alıcı sarayları, ne de etrafında dönen hizmetkârları ve muhafızları vardı onun.

Onun sosyal kişiliğini çok iyi anlatan bir olayı kısaca aktarmaya çalışalım:

Bir gün yoldan geçerken, bir grup yoksul insanın sırtlarındaki abaları yere serip üzerine oturduklarını ve kuru ekmek kırıntıları yediklerini gördü. Onu da buyur ettiler. İmam (a.s) bu samimî daveti hemen kabul edip yanlarına oturdu ve onlarla birlikte ekmek kırıntılarından yiyip: "Allah kibirli insanları sevmez." buyurarak Rabbine hamdedip ayağa kalktı ve "Ben sizin davetinizi kabul ettim, siz de benim davetimi kabul edin ve benimle gelin." dedi. Onları evine götürdü; evde ne varsa, hazırlanıp getirilmesini istedi ve bu yoksul insanlara samimî ve sıcak bir atmosferde ziyafet çekip onlarla kaynaşarak muazzam bir alçakgönüllülük ve sosyal yaşam dersi vermiş oldu.

İbadeti

İmam Hüseyin ibadet, namaz ve duaya pek düşkündü, Kur'ân okuyup Rabbine istiğfarda bulunmayı pek severdi. Bazen bütün gününü ve gecesini yüzlerce rekât namaz kılmakla geçirirdi. Hatta ömrünün son gecesini dua ve ibadetle geçirebilmek için düşmanlarından mühlet isteyerek: "Rabbim de bilir ki, ben namaz kılmayı, Kur'ân okumayı ve doyasıya dua edip istiğfarda bulunmayı pek severim!" buyurmuştur.

Haccı

İmam (a.s) defalarca yaya olarak hacca gitmiştir.[1] Galib Esedî'nin Bişr ve Beşir adındaki iki oğlu şöyle rivayet ederler: Zilhicce ayının dokuzuncu günü, Arefe'nin ikindi vaktinde, Arafat çölünde İmam Hüseyin (a.s) ile beraberdik. Büyük bir kulluk ve itaat duygusuyla çadırdan çıkıp evlatları, kardeşleri ve ashabından kalabalık bir grupla dağın sol eteğinde durdu. Yüzünü Kâbe'ye doğru döndü, zayıf ve kimsesiz düşkünler gibi ellerini semaya açıp şöyle dua etti:

Hamd Allah'a mahsustur. Öyle bir zattır ki, O'nun hükmünü geri çeviren, verdiğini engelleyen olmaz. Hiçbir sanatkârın yaptığı O'nun yaptığı gibi değildir. O'dur büyük cömert. Her çeşit mahlûk yarattı. Hikmetiyle yarattıklarını sağlam kıldı. Hiçbir sır O'na gizli kalmaz. O'nun katında emanetler (ameller) asla zayi olmaz. Herkesi yaptığına karşılık mükâfatlandıran; kanaat edenin işini düzene koyandır; kendisine¬ yakarana merhamet eden, kullarına yararlı şeyleri ve kapsamlı Kitab'ı (Kur'ân'ı) yayılan nuruyla indirendir. Duaları duyan (kabul eden), kederleri gideren, dereceleri yükselten ve zorbaların kökünü kazıyandır. O'ndan başka ilâh yoktur. Hiçbir şey O'na denk olamaz. Eşi ve benzeri yoktur. İşitendir, görendir, latif[2] ve habirdir (hiçbir şey O'na gizli kalmaz ve her şeyin inceliğinden haberdardır, agâhtır). O, her şeye kadir.

Allah'ım! Ben sana yöneliyorum; rabbaniyetine şahadet ediyor ve ikrar ediyorum ki Rabbim sensin, dönüşüm sanadır; ben anılacak bir şey değilken kendi nimetinle beni var ettin. Beni topraktan yarattın... Sonra beni, önceden gerçekleştirdiğin hidayet için tam ve mükemmel bir yaratılışla dünyaya getirdin. Beşikte küçük bir çocuk iken, beni her türlü tehlikeden korudun. Beni, en temiz gıda maddesi olan anne sütüyle rızıklandırdın. Dadıların kalplerini bana şefkatli kıldın. Şefkatli annelerle beni her türlü tehlike ve cinlerin nüfuzundan korudun.

Beni kusur ve noksanlıktan salim kıldın. Şanın yücedir ey Rahim ve Rahman! Konuşmaya başladığımda, bana bol nimetlerini tamamladın. Her geçen yıl beni daha ziyade terbiye ettin. Yaratılışım kemale ulaşıp aklım mutedil olunca, hüccetini bana farz kıldın. Şöyle ki, seni tanımayı kalbime ilham ettin ve beni kendinin acayip hikmetlerine hayran bıraktın. Gökte ve yerde yarattığın varlıklar hakkında beni bilinçlendirdin. Bana, şükrünü ve zikrini yerine getirmeyi tembih ettin; sana itaat ve ibadet etmeyi üzerime farz kıldın. Bana peygamberlerinin vasıtasıyla gönderdiğin hakikatleri anlama gücü verdin. Rıza ve teslim makamını kabullenmeyi bana kolaylaştırdın. Bu hususlarda, bana yardım edip lütufta bulunarak üzerime minnet bıraktın. Sonra beni en üstün topraktan yaratınca, benim için sadece bir çeşit nimete razı olmadın; en yüce lütufla ve sonsuz ihsanınla çeşitli geçim vesileleri, nimet ve yiyeceklerle beni rızıklandırdın.

Bana, tüm nimetlerini tamamlayıp benden bütün belaları uzaklaştırdığında, yine de cehaletim ve sana karşı cüretim, beni sana yaklaştıracak vesileyi bana göstermene ve beni, katına yaklaştıracak şeye muvaffak etmene engel olmadı...

Allah'ım! Hangi nimetini sayabilirim, hangisini hatırlayabilirim?! Veya hangi bağışlarının şükrünü yerine getirebilirim?!

Ey Rabbim! Senin bana verdiğin nimetler, sayanların sayıp bitiremeyeceği ve bilmek isteyenlerin bilemeyeceği kadar çoktur.

Allah'ım! Benden giderdiğin ve uzaklaştırdığın zorluk, zarar ve ziyanlar, sahip olduğum nimet ve afiyetten çoktur.

İlâhi! Ben imanımın hakikatiyle, kalbimde yer eden yakinle, ihlâslı tevhidimle... şahadet ediyorum ki, eğer asırlar boyu yaşasam ve senin nimetlerinden birinin şükrünü yerine getirmeye çalışsam, yine buna gücüm yetmez; bunu ancak senin lütfünle yerine getirebilirim ki bunun kendisi de yeni, ebedî ve köklü bir şükrü gerektirmektedir...

Allah'ım! Seni görüyormuşum gibi beni kendinden korkut ve beni takvayla saadete kavuştur; sana karşı günah işleyerek kalbimi katılaştırma, takdirlerinde bana hayır ve bereket ver ki geciktirdiğin şeyin bana acele verilmesini ve acele verdiğin şeyin de geciktirilmesini istemeyeyim.

Allah'ım! Nefsime zenginlik, kalbime yakin, amelime ihlâs, gözüme nur, dinimde basiret ve bilinç ver ve azalarımı güçlü kıl...

Eğer senin nimetlerini, bağışlarını ve değerli ihsanlarını saymaya kalkışsam, sayıp bitiremem.

Ey Mevlam! Bağışta bulunan sensin, nimet veren sensin, ihsanda bulunan sensin, güzelleştiren sensin, üstün kılan sensin, mükemmelleştiren sensin, rızıklandıran sensin, muvaffak kılan sensin, bağışta bulunan sensin, zengin yapan sensin, sermaye veren sensin, sığınak veren sensin, yeterli olan sensin, hidayet eden sensin, hatalardan koruyan sensin, ayıbımı örten sensin, bağışlayan sensin, mazeretimi kabul eden sensin, güç veren sensin, izzet veren sensin, yardım eden sensin, destek veren sensin, teyit eden sensin, zafer veren sensin, şifa veren sensin, afiyet veren sensin, ikram eden sensin. Üstün ve yücesin ey Rabbim! O hâlde, hamt sürekli sana hastır; sabit ve ebedî şükür sana mahsustur.

Ben ise ya Rabbim, günahlarımı itiraf ediyorum; günahlarımı bağışla...[3]

O gün Hz. Hüseyin (a.s) bu duasıyla oradakilerin kalbini öylesine etkileyip Allah'a yöneltti ki, herkes yüksek sesle ağlamaya başladı. İmamlarının her kelimesiyle onlar da Allah'ı çağırıyor, yakarıyor, "âmin" diyorlardı.
 
Ehlader Kültür Araştırma
 
--------------------------------------------------------------------------------------------
[1]- Menâkıb-ı İbn Şehraşub, 3/224 ve Usdu'l-Gâbe, 2/20

[2]- Merhum Şeyh Saduk, Allah'ın isimlerinden olan Latif'in anlamı hakkında şöyle yazar: Latif'in iki anlamı vardır: 1- Çok minik şeyleri yaratan ve işleri çok ince, dakik ve zarif olan. 2- Yarattıklarına iyilikte bulunan, lütuf e-den. (Tevhid-i Saduk, s.217)

[3]- Bu dua için bk. İkbal, Seyyid b. Tavus, 339/350; Beledu'l-Emin, Kef'emî, 35/358; Biharu'l-Envar, Allâme Meclisî, 98/213'ten sonrası; Me-fatihu'l-Cenan, Muhaddis Kummî. Bu duanın Arapçasını bu eserlerde bulmak mümkündür.

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)