• Nombre de visites :
  • 1437
  • 10/4/2011
  • Date :

Peygamberleri Tanıma Yolları-1

peygamberleri tanıma yolları

Peygamberlik makamı çok yüce bir ilahi makam olduğu için, zaman-zaman bu makama özenerek Museylemet-ül Kezzab gibi, peygamberlik iddiasında bulunanlar olagelmiştir. Tabii ki, her iddiayı, özelikle de peygamberlik iddiası gibi, inançta esas olan bir meseleyi açık bir delil olmaksızın kabul etmek akıl karı değildir.

İbn-i Sina diyor ki: "İddiacının iddiasını bir delil ve burhan olmaksızın kabul eden kimse, insan fıtratından çıkmıştır." Dolayısıyla yalan olan peygamberlik iddiasıyla gerçek peygamberliğin ayrımı için, açık delillerin olması zaruridir. İşte gerçek peygamberin iddiasının doğruluğunu ispatlamak için getirdiği delile mucize denir.

Mucizenin Gerekliliği

Allah tarafından gönderilen bir peygamberin iddiasının doğruluğunu ispatlamak için, getirdiği delile mucize denir demiştik. Fakat Kur'an-ı Kerim'de mucize kelimesi yerine, burhan, beyyine (açık delil) ve ayet (nişane) tabirleri kullanılmıştır. Mucize, sözcük olarak Arapça bir kelimedir. Ecz kökünden üretilen bir ism-i faildir. Acze düşüren anlamını ifade eder. Ulema, bir peygamberin kendi peygamberlik iddiasını ispatlamak amacıyla ilahi güce dayalı olarak getirdiği, diğer insanların benzerini getirmekten aciz kaldığı, harik-ül ade delil ve nişaneye mucize ismini vermişlerdir. Yani, bir peygamberin getirdiği delile mucize ismi verilmesi, diğer insanların onun benzerini getirmesinden aciz kaldığından dolayıdır.

Büyük kelamcı ve filozof Hace Nasiruddin, mucizenin tanımını şöyle yapmıştır: "Bir peygamberin doğruluğunu tanımanın yolu, mucize göstermesidir. Mucize, bir peygamberin iddiasına uygun olarak, harik-ül ade olan bir olayı var etmesi veya aynı özellikte bir şeyi yok etmesinden ibarettir." [1]

Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) mucizenin gerekliliğini şöyle açıklıyor:

"Mucize, ilahi bir nişanedir. Allah o nişaneyi ancak peygamberine ve Allah tarafından imamet makamına tayin edilen kimseye, iddiasının ve getirdiğinin doğruluğunun yalancı iddiacıların iddiasından ayrılması için vermektedir." [2]

Görüldüğü üzere, mucizenin bir takım şartları vardır. O halde her harik-ül ade olan iş, mucize olarak kabul edilmez.

Evvela; mucizeyi getiren kimsenin peygamberlik veya imamlık iddiası olmalı.

Saniyen; bütün diğer insanların benzerini getirmekten aciz kaldığı harik-ül ade bir olay olmalı.

Salisen; iddiasıyla uyum içinde olmalı.

Rabien; tahaddi makamında olmalı. Yani, meydan okurcasına diğer insanları mukabele ve mübarezeye davet niteliğinde olmalıdır.

Mucizenin Şartları ve Diğer Harik-ül Ade Olaylardan Farkı

a) Harik-ül ade bir olayın mucize telakki edilebilmesi için, onu getirenin peygamberlik veya imamlık iddiası olmalıdır. Yoksa böyle bir iddia söz konusu olmadan bazı salih kullardan görülen harik-ül ade olaylara mucize değil keramet denir.

b) Bu harik-ül ade olay, hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmadan tahakkuk bulmalı ve diğer insanlardan hiç birinin, hatta en dahi insanların veya Allah'ın diğer salih kullarının böyle bir olayın benzerini yapmaları imkansız olmalıdır. Yoksa, diğer insanların da sahip oldukları üstün yetenekleri sayesinde belli şartlar altında yapabildikleri veya diğer bir salih kulun getirebileceği türden bir olay olursa, bu da mucize sayılmaz.


[1]- Kitab-ut Tecrid Nübüvvet Bölümü

[2]- Bihar-ül Envar c.11, s.71

Resul, Nebi ve Muhaddes

Risalet Zaruridir (6)

Peygamberlik ve sonuçları

Peygamberlere İman

PEYGAMBERLER VE SEMAVİ DİN

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)