İlgili Yazılar
  • Hayatın Hülâsâsı Tevhid  (1)
    Hayatın Hülâsâsı Tevhid (1)
    Yeryüzünde birden fazla, mesela iki tane, üç tane, dört tane v.d. Allah olduğunu iddia eden insanların...
  • Hayatın Hülâsâsı Tevhid   (2)
    Hayatın Hülâsâsı Tevhid (2)
    Allahın sıfatlarına ortak kılınan kimi varlıklar genellikle insanlardan seçilmektedir. Bunlar bazen de melek, cin, ağaç, taş, ırmak, yıldız gibi varlıklar olabilmektedir...
  • Hayatın Hülâsâsı Tevhid   (3)
    Hayatın Hülâsâsı Tevhid (3)
    Allaha gerçekten iman eden insan/lar, iyinin ve kötünün, güzelin ve çirkinin, haramın ve helalin, meşrunun ve gayrı meşrunun v.d. kriterlerini kesinlikle Allahtan almak...
  • Nombre de visites :
  • 1303
  • 3/10/2009
  • Date :

Hayatın Hülâsâsı Tevhid   (4)

din

 

        Ölmüş atalar, miras olarak eğer bir şer bırakmışlarsa, onların şimdiki evlatlarını da saptırmaktan başka 'hayırları' olmayacaktır. Yok, eğer salih bir amel, bir sadaka-i cariye ve hayırlı bir çığır bırakmışlarsa, bunu işlemek hem kendilerine ecir vermiştir, hem de evlatları ecir kazanacaktır.

      Bütün bu fetişleştirmeleri Kur'an'ın bir tek ayeti pek güzel vuzuha kavuşturmaktadır. Şöyle diyor söz konusu ayet:

"Allah'ın boyası… Allah'dan daha güzel boyası olan kimdir? Biz işte O'na ibadet edenleriz." (2/Bakara, 138).

       Burada 'boya' (sıbğa) bir istiaredir ve gerçek anlamda boyadan bahsetmemektedir. Allah'ın boyası, Allah'ın Din olarak vaz ettiği nizamın temel taşlarıdır. Allah'a iman eden her mü'min, biyolojik rengi, şekli, ırkı, vatanı ve cinsiyeti ne olursa olsun, Allah'ın boyası ile boyanmakta, yani tek bir Din'i benimsemiş olmaktadır. Tevhid akidesi tamamen beyazdır; şirk ise tamamen siyahtır. Tevhidin siyahı olmadığı gibi, şirkin de beyazı yoktur. Tevhid ve şirk karışırsa grileşir ve fakat o aslında siyahtır.

     Bugün ve gelecekte biz Müslümanlar için en büyük sorun, tevhid-şirk ayrımıdır. Bu, geçmişte de böyleydi. Pek çok insan, Peygamberimiz Muhammed (saa) zamanında bu işin çok kolay olduğunu, günümüzde ise çetrefil hale geldiğini zannetmektedir. Hâlbuki tevhid-şirk ayrımı o gün de zordu, zira o günkü insanlar da Allah'ın bir ve tek olduğuna inanıyorlardı. Fakat o gün tevhid-şirk ayrımını kolaylaştıran, Muhammed (sav)in nebevî cehdi idi. Peygamber, gerçek bir mü'min ve Müslüman olarak dimdik ayakta kaldığı, granit kaya gibi hiç sarsılmadığı için, tevhidin ve şirkin görüntüsü çok net olmuştu. Bugün şikâyet ettiğimiz bulanıklık, nebevî duruşu sergileyemeyen bizlerin zaafından kaynaklanmaktadır. Tevhid kadar hiçbir mesele Müslümanların öncelikli meselesi olamaz. Şirk kadar hiçbir mesele de Müslümanlar için ölümcül olamaz. Çünkü Müslümanlar tevhidle her şeyin en sahihini elde edebilirler; şirk ise her şeyi ifsat etmeye yeterlidir.

      İslam akîdesi insanlar nazarında netleşip, nebîlerin dilindeki sâfiyetine kavuştukça, Samirîler de çabalarını artırıp, akideyi sulandırmaya daha bir özen göstermektedirler. Bu söylemler, hikâyedeki "ver imanını, vereyim suyu" pazarlığı ile yaklaşan şeytanın acımasızlığını andırmaktadır. Şeytanın hilelerini ise, gerekli ilahî teçhizatı kuşanmadan basite almak, akıl kârı değildir.

       Biçimsel olarak hergün aynı kıbleye yönelen, aynı Allah'a, aynı sözcüklerle birlikte ibadet eden insanlar ne yazık ki, aynı tevhid çizgisi üzerinde bulun/a/mıyorlar. Bunun için de ortak bir fikir geliştiremiyor, ortak eylemler yapamıyorlar. Aynı Allah’a inandıklarını, aynı kıbleye yöneldiklerini, aynı Peygamber'e ümmet olduklarını söyleyen mü'minlerin, "innemel mü'minûne ıhvetun" ayetinin tahakkuku için çalışmaları, en önemli vazifeleridir.

 

Mehmed Durmuş / İktibas

 


Hayatın Hülâsâsı Tevhid   (1)

Hayatın Hülâsâsı Tevhid   (2)

Hayatın Hülâsâsı Tevhid   (3)

 

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)